Şener'ciğim gazetecilerin basın tribününde parasız seyretmesi
konusunda düşüncelerini yazmış ama ben maalesef buna katılamıyorum.
Basın tribünleri gazetecilerin bedava maç seyrettikleri stadyumun en
iyi yerleri olmaktan çok daha özellikler içeren bir yer stadyumlarda.
Basın tribünündeki gazetecinin görevi yalnızca orada maç izleyip
taraflı ya da tarafsız olarak maçı gazetesine yazmak, yorumlamak
değil. Çok daha fazla sorumlulukları var.
Milli maçlar ve UEFA Kupalarında maçtan bir gün önce teknik direktör
ve ikişer oyuncunun katıldıkları bir basın toplantısı var. Bunlar
genelde stadyumların basın tribününde olan basın toplantısı
odalarında yapılır. Basın tribünü yıkılacaksa herhangi bir odada
yapılabilir adı da basın toplantısı odası yerine TD odası olabilir,
belki.
TFF ya da UEFA Kupalarında ev sahibi takımlar maçın diziliş
kadrolarını, yedekleri, hakem listesini, vs içeren bir bilgiyi
gazetecilere vermek zorunda. Gazetecilerde genelde bunu
gazetelerine, ya da bizde olduğu gibi haber ajansına geçmek
zorundalar. Bizdeki uygulamada gazeteler Anadolu Ajansı ne haber
geçerse onu kullanıyorlar o nedenle AA dışında maç izleyen
gazeteciler bunu yapmıyorlar. Bir maçı izlemeye gelen yabancı basın
Anadolu Ajansını doğal olarak kullanmadığı için kendileri bu diziliş
listelerini fax yolu ile gazetelerine, kendi haber ajanslarına
geçmek zorunda. Basın tribününde bir fax çekme odası var ve bu oda
basına kullanma ücreti ile açık.
Maç izlerken gazeteciler maçta olan olayları (başlama düdüğü, sarı,
kırmızı kart, gol, devre arası, ikinci yarı başlangıcı, maç bitimi)
anında gazetelerine rapor etme durumundalar. Bizdeki uygulamada gene
gazeteler AA bültenlerine kuran gibi taptıklerı için böyle birşey
yapma gereği duymuyorlar ve bülteni bekliyorlar. Yabancı gazeteciler
bunu anında yapmak zorunda oldukları için onlara maçları izledikleri
koltuk, masa, ya da sandalyelerin uluslarası konuşmaya açık telefon
bağlantısı gerekiyor.
Ayrıca gene bu koltuk, masa, ya da sandalyelerde gazetecilerin
haberleri internet yolu ile geçmeleri için bilgisayarlarını
bağlayacakları bir elektrik bağlantısı ile donanımı gerekiyor.
Maçlar bitimide gene TD'lerin en az iki oyuncu ile yaptıkları basın
toplantıları var. Bunlar da bir yerde yapılmak zorunda.
UEFA kriterlerine göre bunların basına sağlanması zorunlu.
Gözlemcilerin bir stadyuma oynanır onayı verilmeden yalnızca sahanın
çiminin iyi olması değil bu tür olanakları sağlayıp sağlamadıkları
da bir etken. Yoksa o sahada maç oynanamaz raporu verilmesine neden
olabiliyor.
Tüm bu fax kullanımı, telefon bağlantısı, elektrik kullanımı
gazeteciler tarafından gazetelerine masraf olarak gösteriliyor ve
bunu gazetecinin kendisi değil de gazete ödüyor. (Belki de benzin
masrafı da). Ayrıca yabancı gazetecilerin seyahat, otel masrafları
da buna dahil tabii.
Şimdi gazetecilerin beleş maç seyretmeme konusuna gelince. Ben bu
maçlara gelen hiçbir gazetecinin gene de maça kendi cebinden para
ödeyerek gireceğini sanmıyorum. Sonunda gene masraf olarak
gösterilecek ve sonunda gene gazete yani taraflılığı talep-tiraj-
reklam-para nedeni ile daha körükleyecek gazeteler ödeyecektir. Yani
daha fazla masraf, daha fazla taraflılık getirecektir.
Ayrıca gene bizdeki uygulamaya göre gazetecilerin tarafsızlığını
beklemek yerine AA'nın tarafsızlığını beklemek daha doğru olacaktır.
Bir gazeteci gazetesi tarafında FB yorumcusu olarak tutulmuş ve
ekmek parasını böyle kazanan birisi için onun FB gol yediğinde
sevindiğini göstermesi ne kadar abes olur ve belki de işten
atılmasına neden olacaksa, FB'nin gol attığında sevinmesi kadar
doğal bir şey olamaz. Bir UEFA kupası maçında ya da bir milli maçta
biz gol atınca sevinen gazetecilerimizi cezalandırmak ne kadar
yanlış ise bir FB maçında gollerde sevinen FB yorumcularını
cezalandırmak ta o kadar anlamsız. Herhalde böyle bir cezayı da
bizden başka hiçbir ülkede görme olanağımız olamaz.
Bir Altan Tanrıkulu'na FB gol atınca çok sevinme, ya da daha
tarafsız yorumculuğuna inandığımız bir Tanıl Bora'ya Gençlerbirliği
gol atınca çok fazla sevinme, yoksa TSYD gelecek maçta sana ceza
verir maça almaz gibi bir yaptırım kadar saçma birşey olamaz.
Önemli olan kişinin taraftar olması değil, görevi gereği tarafsız
olması gerekiyorsa, taraftar bile olsa işini tarafsız
yapabilmesidir. Gazetecilere maça giriş biletini bir ek masraf
gösterme zorunda bırakmak hiçbir yaptırım getirmeyecektir.
Erdinç Sivritepe