16 yaşındaki çocuklar cepheye giderken, nesil tükenecek endişesiyle askerler
savaş devam ederken memleketlerine eşlerinin yanına izne gönderilirken
İstanbul'da işgal kuvvetleriyle maç yapanların neyin nesi olduğunu sorarsam
bu tartışma bitmez. Elbet makûl bir cevabı da vardır bu sorunun ama müsterih
olun, ben merak etmiyorum.
Futbolun bizdeki en öncelikli yeri, Karlofça'dan bu yana ruhumuza işleyen
yenilmişlik duygusuna galebe çalma isteğini tatmin etmektir, kim ne derse
desin. O yüzden bir ağızdan "*büyük*" lafı sadır olur olmaz fincancı
katırları huysuzlanmaya başlıyor.
Biliyorsunuz Şenol Güneş makûs talihini yine yenemedi ve Güney Kore'de
çalıştırdığı takımı 2. oldu. Trabzonspor taraftarları da çok üzüldü tabiî.
Fakat Güneş, kendisine bu minvalde sorulmuş bir soruya çok ilginç bir cevap
verdi.
*"Orada şampiyonluk diye bir şey yok. İlk 6'ya girmek önemli olan. Ama
birinci olursan maç oynama sayın azalıyor." *
Güneş ayrıntılara girmemiş, girmişse bile röportaja alınmamış. Ama ilk cümle
beni allak bullak etmeye yetmişti. Ne demek şampiyonluk diye bir şey yok?
Niye uğraşıyorlar o zaman? Sırf güzel futbol için mi?
Benden çok daha iyi bilirsiniz ki, Avrupa'da da şampiyon olmakla final
oynamak arasında çok fazla fark yoktur. En azından bizim gibi "*şampiyonluk
her şey, gerisi hiçbir şey*" zihniyetinin gönüllü kölesi olunmaz. Gönüllü
kölesi, çünkü kulüp başkan ve yetkilileri "*Bizim kulüp için şampiyonluktan
başka sonuç başarı değildir*" mealinde beyanatlar vermeyi
*büyüklüğün*alameti farikası sayarlar. Bunu işiten taraftarın da
tüyleri gurur ve
kibirden diken diken olur. Çünkü büyük başkan onları büyük yapmıştır.
Karlofça'dan bu yana aldığımız yenilgileri telafi edecek halimiz yok. Ancak
bu zihniyetle de varacak bir yerimiz yok. Ben var gücümle mücadele ediyorum.
Lûtfen siz de ediniz.
http://www.serander.net/content/view/12/184/
Saygılar, selamlar.
[Non-text portions of this message have been removed]