Kemanın Göz Yaşları...
Uzun bir hava yolculuğundan sonra alçalmaya başlayan uçağın içinden
beyaz bir örtüyle kaplanmış Moskova hava alanı nihayet görünmeye
başlamıştı.
Beyaz, her yer bembeyaz sadece pist üzerinde uçakların iniş kalkış
yaptığı yerlerdeki lastik izlerinin siyahlığı dışında.
Uçaktan inmek için hareketlendik. Filmlerde gördüğümüz gibi Rus
askerlerinin soğuk bakışları arasında pasaport kontrolü için sıraya
girdik. Suçlu gibi muamele görenler arasında sıranın bize gelmesini
bekledik, problemsiz giriş yaptık. Valizlerimizi almak için
beklemeye başladık. Valizleri kaptığımız gibi bizi bekleyen
tercümanımızı aramaya koyulmuştuk ki, elinde isimlerimizin yazılı
olduğu kâğıdı cama yaslayarak tutan ve yorgunlukla karışık bize siz
değilsiniz derce işaret yapan tercümanımıza ısrarla biziz diye
işaretlerle anlaşmaya çalıştık.
Dışarıda yolcu bekleyen taksicilerin bağırışları arasından bizi
bekleyen minibüse doğru yürümeye başlamıştık. Hava son derece
soğuk, her taraf karla, buzla kaplı ve yoğun bir trafik akışı
içerisinde otelin yolunu tuttuk. Bu arada tercümanımız Olga dan
bizim işaretimize rağmen neden biz olmadığımız konusunda ısrarcı
olduğunu sorduğumuzda; "siz Türk'e benzemiyorsunuz" ifadesini
aldık. Tabi ki hemen neden bizi Türk'e benzetemediğini sorduk.
Türkleri tanıdığını Türkiye de çalıştığını ve farklı birilerini
beklediğini ifade etti.
Nihayet otelimize vardık, resepsiyondaki işlemimizden sonra
odalarımıza çıkarak Kızıl Meydan' a gitmek için tekrar giyindik ve
yola koyulduk.
Taksilerle pazarlıklarımız tekrar başladı. Eğer resmi tarifeden
giderseniz iki üç katı para ödüyorsunuz, yok sıradan bir taksiyle
pazarlık ederseniz daha ekonomik fiyatlara gidiyorsunuz. Derken
Kırmızı Meydana geldik. (Kızıl)
Hemen yanımızdaki fotoğraf makinelerini harekete geçirerek ard arda
resim çekmeye başladık. Karnımızın açlığı bir an aklımıza
geldiğinde en yakın Rus restoranına kendimizi attık. Karnımız
doymuştu, soğuğun ve votkanın vermiş olduğu rehavetle uykumuz
gelmişti.
Sabah uyandığımda pencereden bembeyaz bir şehirde olduğumuzu fark
etim. Karşımızdaki nehir donmuş, üzerindeki deniz araçlarının
gazino haline getirilmiş olduğunu yanıp sönen ışıklarından fark
ettim. Kahvaltı dan sonra fuar alanının yolunu tuttuk, çok yakın
olmasına rağmen iyi bir soğuk hava yüzümüzü yalayıp geçiyordu.
Soğuk bir binadan girdiğimizde sıcak bir ortamda fuar alanı ve
koşuşturan fuar ekibiyle karşılaştık.
Gizemli bir şehir Moskova! Anlamak ve çözmek için uğraşmadık
zaten. Çok duygulandığım bir konuyu anlatmak için bu satırları
karaladım. Duygulandığım konu; gurbete giden bir Rus kızının hayat
hikâyesinden bir bölüm.
Sibirya lı Olga evli ve 10 yaşlarında bir erkek çocuğu sahibi anne.
Sibirya da bir Türk'le tanışıp evlenip İstanbul a gelmiş, bir müddet
çalışmış bu sırada çocuğuna hamile kalmış. Çocuğunun doğumundan
sonra kocasının ailesinden kaynaklanan huzursuzlukla ayrılmak
zorunda kalmış. Buradaki eğitim şartlarının iyi olmasından dolayı
oğlu A… yı Sibirya da anneannesinin yanına bırakarak tekrar Türkiye
ye dönmüş. A .. kocaman bir delikanlı olmuş. Olga fırsat buldukça
Sibirya ya gidip oğlunu görüyormuş. Sonrada Türkiye'deki işini
kaybetmemek çocuğuna iyi bir gelecek hazırlamak için hemen geri
dönüyormuş. Bazen para imkânı iyi olduğunda oğlunu yanına getirterek
ona Türkçe yi öğretiyor, gezdiriyormuş. A.. büyüdükçe her
seferindeki davranışı farklılıklar gösteriyormuş, delikanlı
oluyormuş. Biz Moskova ya gelmeden önce yine Sibirya ya ailesinin
yanına giderek oğluyla hasret gidermiş. Buradaki kısa tatilinde
yaşadıklarını bizimle paylaştı.
Bulunduğu yerde hava alanından sonraki ulaşım biraz problem olduğu
için komşularının yardımıyla eve ulaşmış. Güzel bir müzik eşliğinde
karşılanan Olga mutluluktan adeta uçmuş. Hasretle kucaklaşmaların
ardından kalbi, bir kuşun kalbi gibi atan oğluna sarılarak uyumuş.
Uyumuş mu uyuyamamış mı kendisi de bilemedi. Anne oğul orada kaldığı
birkaç gün süre içerisinde hayatı birlikte yaşamışlar. Okula beraber
gitmişler, kayak pistine beraber gitmişler, beraber yemek yemişler,
rock konserine beraber gitmişler, tiyatroya beraber gitmişler,
tuvalet hariç.
Gurbetteki anne ve çocuk! Çok zor bir ortam diye içimden geçirdim.
Erkek olsa bir derece dersin, kadın başına aç kurtlar sofrasında
ayakta kalmaya çalışıyor. Üzülüp duygulanmıştık.
O birkaç günün su gibi akıp gittiğini, en çok ta ayrılırken
duygulandığını ifade etti. Ayrılıklar muhakkak zordur, böylesi daha
zor olsa diyerek lafına karışıp havayı dağıtmak istiyorduk ki
sonunda bizde dağıldık.
Sabahın erken saatlerinde kalkan A… kemanını sürekli çalmaya
başlamış hem de saatlerce… Niye böyle bir şey yaptı diye
sorduğumda; "ağlamamak için" dedi Olga.
Şaşırmıştım! Keman çalarak ne yapmak istedi? Diye sordum. Oğlunun
çok duygusal olduğunu büyüdükçe de bunu çok farklı şekillerde
gösterdiğini ifade etti, bu durum da onlardan birisi dedi.
Ağlamamak için keman çalarak kendini saklıyordu! O yaştaki bir
çocuğun bu derece duygusal davranışı karşısında söyleyecek tek söz
bulamamıştık. Olga nın gözlerindeki yaşlar da o kemanın yayından
çıkan notalar gibi dökülmeye başlamıştı. Uzun bir sessizlikten
sonra lobideki tavan üstüme gelmeye başlamıştı. Kendimi bir adımda
dışarı atarak soğuk havada derin nefes almaya
çalışıyordum. "Kemanın gözyaşları" beraber gittiğim arkadaşımı da
çok duygulandırmıştı ki iki dakika sonra o da yanıma geldi.
Konuşmadan sessizce bir süre derin nefes alarak birbirimize bakarak
halimize şükrettik…
Pazar günü Karşıyaka da buluşmak üzere sağlıkla, keyifle,
sevdiklerinizle, bisikletinizle iyi bir hafta sonu diliyorum
Saygılarımla
Muhlis Dilmaç